Alexandre Vallaury: Geç Osmanlı İstanbul’unu Biçimlendiren “Mimar-ı Şehir”
Alexandre Vallaury: Geç Osmanlı İstanbul’unu Biçimlendiren “Mimar-ı Şehir”

Gülhane’de antik lahitleri barındıran Arkeoloji Müzesi, Karaköy’de Bankalar Caddesi’ne bakan Osmanlı Bankası binası, Tepebaşı’nda Şark Ekspresi yolcularını ağırlamak için inşa edilen Pera Palas. Bu yapıların ortak paydası, 19. yüzyılın son çeyreğinde İstanbul’un mimari görünümünü belirleyen isimlerden biri olan Alexandre Vallaury’dir. Geç Osmanlı döneminin önde gelen mimarlarından olan Vallaury’nin bu döneme katkısı, tasarlayıp hayata geçirdiği elli kadar önemli yapının yanı sıra Sanayi-i Nefise Mektebi’nin mimarlık şubesinden yetişen mezunların çalışmalarıyla da şekillenmiştir. Ressam ve müzeci Osman Hamdi Bey’in ona yakıştırdığı “Mimar-ı Şehir” unvanı, bu etkinin dönemin gözünde de fark edildiğini gösterir. Vallaury’nin mimarlığını okumak, II. Abdülhamid dönemi İstanbul’unun nasıl modernleştiğini okumak anlamına gelir.

 

Alexandre Vallaury Kimdir? Pera’dan Paris’e Bir Mimarın Yetişme Yılları

Vallaury 1850'de İstanbul’da Levanten bir ailede dünyaya geldi. Kökeni konusunda kaynaklar farklı bilgiler verir. Fransız ya da İtalyan asıllı olduğuna dair farklı görüşler bulunur. Gençlik yıllarına ilişkin bilinen başlıca bilgi, saraya yakınlığıyla tanınan ve dönemin en ünlü pastacısı olan Francesco Vallaury’nin oğlu olmasıdır.

 

Mimarlık eğitimi için Paris’e giden Vallaury, yaklaşık on yıl boyunca dünyaca tanınan École des Beaux-Arts’ta öğrenim gördü ve okulda Coquart’ın atölyesine kaydoldu. İzlenebildiği kadarıyla İstanbul’daki ilk görünümü, 1880'de ABC Kulübü sergisinde henüz tanınmayan bir mimar olarak katıldığı sergidir. 

 

Kariyerinin belirleyici adımı, Osman Hamdi Bey ile kurduğu iş birliği oldu. Sanayi-i Nefise Mektebi 3 Mart 1883'te törenle açıldığında, Türk mimarlık eğitimi ve meslek pratiğinde yeni bir dönem başladı. Vallaury, 25 yıl boyunca okulun mimarlık şubesinin ilk ve tek mimarlık hocası oldu. 1889'da Rüsumat Emaneti’nin, yani Gümrük İdaresi’nin başmimarlığına getirildi. 1909'da Eminönü Gümrük binasının açılışından kısa süre sonra tüm görevlerinden ayrılarak Fransa’da Grasse’a yerleşti. Mimar 2 Mayıs 1921'de hayatını kaybetti. 

 

II. Abdülhamid Dönemi İstanbul’u: Vallaury’nin Mimarlığını Hazırlayan Şehir

Vallaury’yi kendi döneminin içinde okumak için önce döndüğü şehre bakmak gerekir. İstanbul’a döndüğü yıllar, mali ve siyasi krizlerin aşıldığı ve yeni yatırımların gündeme geldiği görece istikrarlı bir döneme denk geliyordu. Kentte yetkin yerli mimar sayısı azdı. Şehir, uluslararası ticaretin gereklerine ayak uydurmak ve özellikle diğer liman kentleriyle rekabette söz sahibi olmak için Tanzimat’ın yarım kalan modernleşme projesini sürdürmek zorundaydı. Banka, otel, müze, okul ve gümrük binası gibi yeni yapı türleri, yeni teknik bilgiye ve yeni bir mimari dile ihtiyaç duyuyordu. 

 

Bu tablonun en belirgin kırılma noktalarından biri 1894 depremi oldu. Deprem sonrasında devlet sınırlı kaynaklarını onarım ve kurtarma işlerine ayırmak zorunda kaldı. Liman kentinin modernleşme ihtiyacı, yabancı sermayeye verilen imtiyazlarla karşılandı ve bu durum yabancı şirketlerin İstanbul’a akınına yol açtı. On yılın sonunda Galata-Pera bölgesi, hızla gelişen bir finans merkezi olarak tarihi yarımadanın önüne geçti.

 

Eklektizm: Geç 19. Yüzyılın Mimari Dili

Vallaury’nin eğitim aldığı Paris, bu dönemde katı klasisizmden uzaklaşmaktaydı. Roma ve Rönesans mimarisini mümkün olduğunca yakından izleyen klasik Beaux-Arts ilkeleri, değişen siyasi, mesleki ve teknolojik koşullar karşısında çoktan geride bırakılmıştı. Labrouste, Viollet-le-Duc ve Garnier gibi kuramcı mimarların etkisiyle siyasi beklentileri, tarihsel referansları ve yeni malzemeleri uzlaştıran eklektizm dönemi başlamıştı. Vallaury’nin İstanbul’daki kariyeri, bu uzlaşmacı anlayışın Osmanlı başkentindeki en kapsamlı uygulamalarından birine dönüştü. 

 

Beaux-Arts Disiplini ve Osmanlı Repertuvarı: Alexandre Vallaury’nin Mimari Yaklaşımı

Vallaury’nin tasarımlarının ortak zemini, Beaux-Arts’ın kompozisyon disiplinidir. Cercle d’Orient, Pera Palas, Decugis Evi, Osmanlı Bankası, Banque de Change, Arkeoloji Müzesi ve Sanayi-i Nefise Mektebi, mimarın klasisist cephe anlayışını temsil eden başlıca yapılarıdır. Bu tasarımlar, yatay ve düşey düzende kurgulanmış simetrik bir cephe düzenine dayanır. Mimar, Antik Çağ, Rönesans ve Barok dağarcığından aldığı biçimleri Beaux-Arts ilkeleriyle birleştirir.

 

Kariyerinin ilk yıllarında ise üslup tercihleri büyük ölçüde işverenin beklentisine göre şekillendi. Kısa aralıklarla gerçekleştirdiği yapılarda birbirinden çok farklı üslup tavırları benimsedi. Tamamen neoklasik müze binası, Mısır göndermeleriyle dolu Hidiv konağı, katı biçimde oryantalist Hidayet Camii ve Haussmann tarzı bir apartmanı andıran Cercle d’Orient bu çeşitliliğin örnekleridir. 

 

Zamanla bu çeşitlilik kişisel bir dile dönüştü. Vallaury, geniş bir tarihsel ve coğrafi referans yelpazesini uzlaştırarak dengeli bir kompozisyona ulaşmayı hedefledi. Bu tutum, neoklasik öğelerle Osmanlı mimarisinden stilize edilerek alınmış ögeleri bir arada kullanan kendine ait bir mimari repertuvar ortaya çıkardı. Özellikle saray mensupları ve devletin üst düzey yöneticileri için tasarladığı konutlarda geleneksel Türk mimarlığını Beaux-Arts ilkeleri çerçevesinde yorumladı. 

 

Malzeme tercihlerinde de dönemin teknik tartışmalarının içindeydi. Kapalıçarşı’nın yeniden inşası, gümrük binaları ve Tıbbiye projelerinde görüldüğü üzere demir, çelik ve camı tercih ederken betonarmeye belirli bir çekinceyle yaklaşmış olabileceği düşünülür. Vallaury araştırmacısı Mustafa S. Akpolat, mimarın dilini tek cümleyle özetler: “Vallaury’nin mimarlığında şaşırtmacaya ve keyfiliğe yer yoktur.” Akpolat’a göre geniş saçaklı yapılarında görülen, kimi zaman düz, kimi zaman dalgalı biçimde yükselen saçaklar mimarın kendine özgü tasarım oyunları arasındadır.

 

Alexandre Vallaury’nin İstanbul’daki Öne Çıkan Yapıları

 

Sanayi-i Nefise Mektebi ve Arkeoloji Müzesi: Gülhane’de Bir Kültür Yerleşkesi

 

 

 

Vallaury’nin Osman Hamdi Bey ile ilk ortak işi, Topkapı Sarayı’nın eteğinde bir kültür alanı oluşturmaktı. 15. yüzyıldan kalma Çinili Köşk’ün yanında yeni bir müze binası ve yeni kurulan Sanayi-i Nefise Mektebi için bir okul binası yer alacaktı. Okul binası 1883'te hazır oldu, müze için hazırlanan planlar ise devletin mali sıkıntıları nedeniyle ancak 1891'de uygulanabildi. Okulun ilk binası bugün İstanbul Arkeoloji Müzeleri bünyesinde Eski Şark Eserleri Müzesi olarak kullanılıyor. 

 

Müze binasına duyulan ihtiyaç, Osman Hamdi Bey’in kazılarıyla doğrudan ilişkiliydi. 1887-1888'de Sayda Kral Nekropolü kazılarından İstanbul’a getirilen İskender Lahdi, Ağlayan Kadınlar Lahdi, Likya Lahdi ve Tabnit Lahdi gibi eserlerin sergilenmesi için yeni bir bina gerekiyordu. Çinili Köşk’ün karşısında Müze-i Hümayun adıyla inşa edilen yapı 13 Haziran 1891'de ziyarete açıldı. Binaya 1903'te kuzey, 1907'de güney kanadının eklenmesiyle bugünkü ana müze binası oluştu. Geniş taş merdivenlerle ulaşılan ana girişin üzerinde Osmanlıca “Âsâr-ı Atîka Müzesi” yazısı ve onun üstünde II. Abdülhamid’in tuğrası yer alır. Binanın açılış tarihi olan 13 Haziran, bugün Türkiye’de Müzeciler Günü olarak kutlanıyor. 

 

Hidayet Camii: Bahçekapı’da Oryantalist Bir Yorum

 

 

 

Vallaury’nin üslup yelpazesini en iyi gösteren yapılardan biri, Eminönü’ndeki küçük ölçekli Hidayet Camii’dir. Caminin bugünkü hâli, 1887'de II. Abdülhamid’in emriyle Vallaury tarafından inşa edildi. Gümrük birimlerinin kullanımı için yeniden yapılan cami, mimarın devletin Gümrük İdaresi ile bilinen ilk temasıdır. Bu temas, iki yıl sonra gelecek başmimarlık görevinin de habercisi oldu. 

 

Osmanlı Bankası Merkez Binası: Bankalar Caddesi’nde İki Cepheli Bir Kimlik

 

 

Vallaury’nin adını en geniş çevrelere duyuran yapılardan biri Karaköy’deki Osmanlı Bankası binasıdır. Yapı, Osmanlı Bankası ile Tütün Rejisi’nin merkez binası olarak 1892'de tamamlandı. Binanın en dikkat çekici yanı, iki cephesinin birbirinden tamamen farklı karakterler taşımasıdır. Bankalar Caddesi’ne bakan cephe belirgin bir neoklasik Beaux-Arts etkisi taşıyarak Avrupalı bir görünüme kavuşmuş Galata’nın estetiğiyle uyum sağlarken, Haliç’e bakan karşı cephe için neo-Osmanlı bir tasarım tercih edildi. Haliç tarafındaki cumbalı cephe oryantalist bir dille kurgulanmıştır ve iki cephe arasındaki fark, bankanın Doğu ile Batı arasındaki konumunun bir ifadesi olarak okunur.

 

Pera Palas Oteli: Şark Ekspresi’nin İstanbul Durağı

 

 

 

Pera Palas, Vallaury’nin turizm yapıları arasında en bilinenidir. Otelin inşaatı 1892'de başladı ve yapı 1895'te kapılarını açarak İstanbul’un en lüks konaklama mekânı hâline geldi. Otel, Şark Ekspresi yolcularını ağırlamak üzere tasarlandı ve adını bulunduğu semtten aldı. Vallaury, oteli neoklasik, Art Nouveau ve oryantal üslupları harmanlayarak tasarladı. Dışta neoklasik bir cephe, içte ise oryantal bir balo salonu bu harmanın iki kutbunu oluşturur. 

 

Düyun-ı Umumiye Binası: Cağaloğlu’nda Geleneksel Konuta Beaux-Arts Yorumu

 

 

 

Cağaloğlu’ndaki Düyun-ı Umumiye merkez binası, Tanzimat sonrası Osmanlı mimarlığının üzerine en çok yorum yapılmış yapılarından biridir. 1897 ile 1900 arasında yapıldığına dair farklı görüşler bulunan bina, Vallaury’nin başyapıtı olarak nitelendirilir ve hem planında hem cephesinde Beaux-Arts ilkelerine bağlı kalınarak tasarlanmıştır. Vallaury bu yapıda geleneksel Türk konut mimarlığı ile Beaux-Arts anlayışını başarılı biçimde bir araya getirdi. Mimar, arsada bulunan tarihi sarnıcı yıkmayıp binayı sarnıcın yapısını bozmayacak biçimde inşa etti. Bina 1933'ten bu yana İstanbul Lisesi’ne ev sahipliği yapıyor.

 

Bu yapı, dönemin mimari tartışmalarının da odağındaydı. 1890'larda Vallaury’nin birlikte çalıştığı isimler arasında yer alan Alman mimar Jasmund ve onun öğrencisi Kemaleddin Bey’in, Vallaury mimarlığına en eleştirel bakanlar arasında olduğu düşünülür. Bu not, Vallaury’nin eklektik dili ile yüzyıl başında yükselecek millî mimarlık arayışları arasındaki gerilimi anlamak için önemli bir ipucudur. 

 

Haydarpaşa Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane: D’Aronco ile Ortak Bir Proje

 

 

Raimondo D’Aronco, Vallaury için hem ciddi bir rakip hem de bir ortaktı. İki mimar Kapalıçarşı’nın restorasyon projesi, İtalyan cemaati için ilkokul ve gümrük binalarının onarımı gibi pek çok işte birlikte çalıştı. Ortak çalışmalarının en önemli ürünü 1903 tarihli Haydarpaşa’daki Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’dir. Yapı daha sonra Haydarpaşa Lisesi olarak kullanıldı, bugün ise Marmara Üniversitesi’ne aittir.

 

Prinkipo Palas: Büyükada’da Ahşap Bir Otel Projesi

 

 

Vallaury’nin Adalar’daki en büyük ölçekli işi, bugün Büyükada Rum Yetimhanesi olarak bilinen yapıdır. Bina Prinkipo Palas adıyla otel ve kumarhane olarak işletilmek üzere inşa edildi, ancak II. Abdülhamid bu kullanıma izin vermedi. Yapı Eleni Zarifi tarafından satın alınarak yetimhane olarak kullanılmak üzere Rum Ortodoks Patrikhanesi’ne bağışlandı ve 1903'ten 1964'e kadar beş binden fazla çocuğa yuva oldu.

 

Tarihi Yarımada’dan Galata-Pera’ya: İstanbul Mimarlığında Vallaury’nin İzleri

Vallaury’nin İstanbul’daki etkisi, yapılarının kentteki dağılımı üzerinden somut biçimde izlenebilir. 1880'lerde ağırlıklı olarak saray, devlet ve bürokrasi için çalıştı. Bu dönemde tarihi yarımadadaki yapıları, Galata, Pera ve kent çeperindekilerin iki katıydı. 1890'larda tablo tersine döndü. Özel siparişler devlet işlerinin yaklaşık dört katına ulaştı. Galata ve Pera’daki yapılarının sayısı üçe katlanırken tarihi yarımadadakiler üçte bir oranında azaldı. Finans, turizm ve eğlence sektörlerinin Galata-Pera bölgesine yerleşmesi bu değişimi belirledi. Osmanlı Bankası merkez binası, Pera Palas ve Tarabya’daki Summer Palace otelleri, Banque de Change, Union Française binası, Düyun-ı Umumiye merkez binası, Pera’daki Tokatlıyan Oteli ve Büyükada’daki Prinkipo Palas bu on yılın ürünleridir. Bu dönemde Vallaury yalnızca bir proje müellifi değil, kentin yeniden yapılanmasında söz sahibi bir figürdü. Gümrük İdaresi başmimarlığının yanı sıra deprem sonrası kentin onarımını yürüten kurulda başlıca danışman ve uygulayıcı mimarlardan biri oldu. Sanayi-i Nefise’den mezun olan öğrencilerinin bir kısmı da başkentteki mimari faaliyetlere katıldı ya da bazı projelerinde onunla birlikte çalıştı. 

 

Bugünden Bakıldığında Alexandre Vallaury’nin Mirası

Vallaury’nin İstanbul’daki yapılarının önemli bir bölümü, yeni işlevlerle kentin gündelik hayatında yer almaya devam ediyor. Arkeoloji Müzesi, inşa edildiği amaca hizmet etmeyi sürdürüyor. Osmanlı Bankası binası, Han Tümertekin danışmanlığında Mimarlar Tasarım tarafından yürütülen yeniden işlevlendirme çalışmalarının ardından 2011'de SALT Galata olarak açıldı. Pera Palas, iki yıl süren kapsamlı bir restorasyonun ardından 1 Eylül 2010'da yeniden açıldı. Düyun-ı Umumiye binası ise doksan yılı aşkın süredir bir lise olarak kullanılıyor. 

 

Mirasın daha kırılgan yüzü Büyükada’dadır. 1964'te kapatılan Prinkipo Palas, 2010'da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararıyla Patrikhaneye iade edildi. Europa Nostra Türkiye’nin girişimiyle yapı 2018'de Avrupa’nın tehlike altındaki yedi kültürel miras alanından biri olarak ilan edildi. Ahşap yapının geleceği, Vallaury mirasının korunmasına dair tartışmaların merkezinde yer alıyor.Vallaury üzerine bilgi birikimi de hâlâ genişliyor. Akademik çalışmalar, yeni arşiv belgeleri gün yüzüne çıktıkça mimara ait bilinen yapıların sayısının sürekli arttığını vurguluyor. Bu durum, “Mimar-ı Şehir” unvanının taşıdığı anlamın henüz tamamen ortaya konmadığını da gösteriyor.

 

Sıkça Sorulan Sorular

Alexandre Vallaury kimdir?
Alexandre Vallaury, özellikle 19. yüzyıl sonu İstanbul’unun mimari ortamının oluşmasında belirleyici etkisi olan geç Osmanlı dönemi mimarıdır. Paris’teki École des Beaux-Arts’ta eğitim almış ve Sanayi-i Nefise Mektebi’nde uzun yıllar mimarlık öğretmiştir. 

 

Alexandre Vallaury hangi dönemde yaşamıştır?
1850-1921 yılları arasında yaşayan Vallaury’nin 1879-1909 arasındaki otuz yıllık aktif kariyeri, iki Meşrutiyet arasındaki döneme denk gelir. Bu süreç büyük ölçüde II. Abdülhamid dönemini kapsar. 

 

Alexandre Vallaury’ye neden “Mimar-ı Şehir” denir?
Bu unvanı ona Osman Hamdi Bey vermiştir. Vallaury, Sanayi-i Nefise’deki görevi sürerken Osmanlı üst düzey yöneticilerinin ve Fransız iş çevrelerinin neredeyse her zaman tercih ettiği mimardı.

 

Alexandre Vallaury’nin İstanbul’daki eserleri nelerdir?
İstanbul Arkeoloji Müzesi ana binası, Osmanlı Bankası ve Tütün Rejisi merkez binası, Pera Palas, Hidayet Camii ve D’Aronco ile birlikte gerçekleştirdiği Haydarpaşa’daki Tıbbiye binası başlıca yapıları arasındadır. Cağaloğlu’ndaki Düyun-ı Umumiye binası ve Büyükada’daki Prinkipo Rum Yetimhanesi de mimarın eserleri arasında yer alır. 

 

Alexandre Vallaury hangi mimari akımla ilişkilidir?
Vallaury, Osmanlı İmparatorluğu’nda Beaux-Arts mimarlığının önde gelen temsilcisi olarak kabul edilir. Tasarımları, dönemin eklektik anlayışı içinde neoklasik öğelerle Osmanlı mimarisinden stilize edilmiş ögeleri bir araya getirir. 

 

İstanbul Arkeoloji Müzesi’nin mimarı kimdir?
Sayda kazılarında bulunan lahitlerin sergilenmesi için Alexandre Vallaury tarafından tasarlanan Arkeoloji Müzesi binası, 13 Haziran 1891'de açılmıştır. 

 

#AlexandreVallaury #AlexandreVallauryEserleri #AlexandreVallauryKimdir #MimarıŞehir #GeçOsmanlıMimarisi #BeauxArtsMimarisi #İstanbulArkeolojiMüzesi #PeraPalas #OsmanlıBankası #İstanbulMimarlıkTarihi